Konya Şivesi Mutlaka Okuyun Gülmekten Yıkılacaksınız!!!

Konya'da "K" harfleri kelimesine göre "G" okunur. Örneğin Konya-Gonya, Kardeş-Gardeş, Koltuk-Goltuk, Kaz-Gaz gibi. Bazıları "ne yapan" yerine "nörün" veya "na'ban" der. Yapıverelim, ediverelim türündeki kelimeler de yapıvıralım, idivirelim halini alır. Genelde kelime sonları değişir. Mesela:

-Televizyon seyredirken uyumuş galmıssım.

-Anah dimissim bi buçuk etlekmek yiyivirmissim, gibi...

"Dersin dersin yapmadım dersin" cümlesi ise "Din din yapmadım din" olarak değişir.

Bunlardan farklı olarak "dut" meyvesine "tut"; "tut" emrine de "dut" denilerek farklı bir yapı ortaya çıkar.

Gençlerin ve çocukların çok büyük bir bölümü arkadaşlarına hitaben Pilav Dönüşü dublajımızda olduğu gibi "Ortağım", araba geçen altgeçitlere "battı-çıktı", bir kişiye hitaben "bizim oğlan" veya "bizim kız" denir ve Konyalı olmayanların dikkatini en çok bu üç kelime çeker. Kabaca böyle özetleyebiliriz. Tabi bu tür konuşmalar Konyalı herkes için geçerli değildir.

Olumsuz görülen, saçma sapan bir işe "Yallı Yullu", olumsuz, yamuk, yalaka, saçma sapan hareketler yapan kişiye de "Yallı" denir.

Çık Çık dublajında geçen kesme şeker ve havlunun anlamı: Eski Konya gelenek ve göreneklerine göre akraba ziyareti ve özel ziyaretlere gidilirken o dönemin en kıymetli hediyelerinden olan kesme şeker(küp şeker) ve havlu götürülürmüş.

Bu adet yakın zamana kadar devam etti. Hatta bazı kişilerin, kendisine sürekli gelen bu türden hediyeleri saklayıp 10-15 sene sonra gittiği yere bu kesme şekerlerden götürdüğü vakidir. Biraz daha fazla hediye götürenler ise havlu&kesme şeker'in yanına birde çorap koyarlarmış. Şu an ki
taksitlere bölünmüş hayat tarzımıza bakıp da o dönemleri garipsemeyin...

Ayrıca düğün davetine gidenlerde yanlarında çinko yemek tepsisi götürürler (Bu çinko tepsi adeti hala devam ediyor). Bir pazar günü, kadın ve erkek ellerinde geniş, yuvarlak ve dışı gazete kağıdı ile kaplı bir şeyle yürüyorsa, takip edin. Kesin, düğüne hediye olarak çinko tepsi götürüyordur.

Düğün demişken Pilavcılar "Pilav Dönüşü" dublajımızda geçen pilav ve diğer yemeklerin anlamını verelim.

Konya' nın en önemli adetlerinden biri de düğün pilavıdır. Zengin olsun fakir olsun, büyük ihtimalle oğlunu evlendirirken "pilav döker". Tabi ki bazıları 1 günde yenen pilavın borcunu 1 sene boyunca öder.

Düğün yemeği pazar sabahı 8- 8.30' da başlar ve 11-11.30'a kadar devam eder. Bu yemekte bir sofraya yaklaşık 10 kişi oturur. İlk başta yoğurt (yayla) çorbası gelir. Ardından pilav üstü kavurma gelir. Bir sofraya en az 3 "kayık" tabakta kavurmalı pilav gelir. Çoğu bu tabak stiline "kayıklı" der ama konumuz o değil! Sofrada fazla yiyici varsa ve çok pilav isteniyorsa bazı aşçılar yağlı kavurmayı koyar ve adamlar kesilirler. Bu yüzden "Pilav didiğin de yağlı olmuş" derler.

 
Vakit ilerlemiş ve hala akın akın gelen misafir varsa, pilavın kavurmasını az koyarlar. Böylece "Pilavın eti de yalandandı zaten açcık bişşiydi" denilmesine sebep olur. Ardından bamya çorbası gelir. Bamya çorbası birçok şehirde bilinmemektedir. Çorba uzun değil küçük kurutulmuş bamyalardan yapılır. Bu bamyaları üretenler, kadınlar aracılığıyla kuruması için ipe dizerler. İşin içinde kadınlar olduğu için bamya çorbası yapılmadan önce dikkat edilmezse "bamyadan da bi tomar gıl çıktı" diyenleri duyarsınız. Bu bamyalar Konya' da bakkal ve marketlerde satılmaktadır. Ardından helva gelir. Bazıları helvayı sütle yapar ve üstüne fındık- fıstık gibi malzemeler atarlar. Daha sonra bir kez daha pilav gelir( Bu tabi ki standart). Ve yanına zerde ile meşrubat gelir. Zerde, pirinçten yapılan ve pilavın su ile şekerli olduğu bir tatlıdır. En son birisi çıkar ve dua edip dağılınır. Kıtlıktan çıkılmış gibi Anormal yenilen yemeklerin ardından yapılan "Yiyiniz içiniz israf etmeyiniz" li dua da ayrı bir tezat oluşturmaktadır. Ardından vakti varsa çay ocağında çay içer ve çocuğunu "bak bakıyım annengil yimeği bitirmiş mi?" diye kadınlar bölümüne gönderir.

Pilavların en önemli özelliği de "Pilav Dönüşü" dublajımızdan da anlayacağınız üzere, yemeği yiyip evine giden çoğu kişi laf eder. Pilav çok iyi, kavurma bolca ve gelen davetli ile sofra sayısı çok fazlaysa, "Adama bak. Konya' yı çağırmış. Derdine ne ki bu kadar adamı çağırır, bakalım kaç milyar masraf etti şaşkın!" derler. Pilav vasat veya altındaysa dublajımızdaki diyalogların tamamı geçer. Tabi bazıları da bir haftalık yemek ihtiyacını bir oturuşta halleder.

Bu adetin şaşılacak tarafı ise adam borcun içinde yüzse veya maddi durumu kötü olsa bile pilav döker ve " ele güne karşı yüzümüz kara çıkmasın, el alem laf etmesin diye" kendini borç denizine atar. Pilavı yiyenlerde "hayırlı mübarek olsun" der ve bıyığını tarayıp ağzındaki kalıntıları ses çıkararak temizleyerek düğün sahibini borçlarıyla başbaşa bırakır.

Bu adet Konya'da özel bir sektör halini alarak "düğün malzemeleri" şirketlerinin kurulmasını sağladı.

Tüm bu anlattıklarımız arasında abartı veya eksiklik olup olmadığını Konyalı birisine sorun veya bizzat gelerek pilava katılın. Bu konuyla alakalı olarak Parti Parti dublajımızda geçen "Gunduracılar, eline gaşşığı alan gelecek" cümlesini de açıklayalım.

Konya sanayisinde Kunduracılık büyük sektörlerden biridir. Türkiye' nin yaklaşık %60' lık ayakkabı ihtiyacını Konya karşılar. Bu yüzden Konya' da kunduracı çoktur.

Kunduracılar( tabi ki bunlar hepsini kapsamıyor) pazar günleri sürekli teyakkuzda bulunurlar. Bir yerde pilav varsa yaklaşık 8-10 kişilik bir grup düğüne giderler. Yukarda anlattığımız yemekleri sırayla yerler. Standart bir yemekte ilk başta yoğurt çorbası, ardarda 2 kavurmalı pilav, bamya çorbası, irmik helvası ve zerdeyle beraber bir pilav daha gelir. Kunduracıların özelliği bu saydığımız yemekleri alıştırma ve ısınmak için yemeleri. Ardından sayısı belirsiz kavurmalı pilav ve bamya yerler( 8-10 tur yemek yiyenleri var). Serviste gecikme veya eksiklik varsa ellerindeki demir kaşıkları sofraya vurarak tepki verirler. Kunduracıların tüm bu anlattıklarımızı özetleyecek grup isimleri de vardır: "Aç Öldüm" ve "Yiyelim Ölelim" gibi…



Bir düğün davetinde sofranızda birkaç kunduracı varsa bilin ki arka arkaya servis yapılacaktır. Eğer gençseniz ve uzak durup azar azar yiyorsanız, sofranın -büyüğü-, -baş tutarı- veya -kelek keseni- "hadi ya, nası gençsiniz? Gaşşıklayı gaşşıklayıvırın" der.

Tabi bu anlattıklarımız tüm Konyalıları kapsamıyor. İstisnalar her konuda olduğu gibi bunda da var. Size bu konuyla ilgili yaşanmış iki olay anlatalım:

Bazı insanlar davet edilmedikleri halde düğün yemeklerine giderler. Nasıl olsa kalabalıkta kimse fark etmez diye düşünürler.

Bir gün iki arkadaş bir sokaktan geçerken bakmışlar ki düğün yemeği veriliyor. Hemen kalabalığa karışıp evin bahçesine girerken kapıda duran ev sahibi bunların yabancı olduklarını fark eder ve "siz kimsiniz?" diye sorunca onlar da "biz kız evindeniz" derler. Ev sahibi de "iyi ama bu sünnet düğünü yemeği" deyince perişan olurlar."

Bundan 30-40 sene önce 10 arkadaş Konya'nın bir kasabası olan Başarakavak'a düğüne giderler. Yukarıda bahsettiğimiz yemekler ardarda gelir. Bu arkadaşlar tam on sefer baştan sona kadar aynı yemeklerden yerler. Düğün sahibi sofradaki yemek trafiğini görünce heyacana kapılır ve böyle giderse diğer gelecek misafirlere yemeğin yetmeyeceğini düşünür ve sofradakilere "Kusura bakmayın ama böyle yemeye devam ederseniz arkadan gelen davetlilere yemek yetişmeyecek" der. Bu lafa sinirlenen grubun başı, elindeki kaşığı sofraya vurur ve "kalkın len, sanki aç mı geldik buraya" der ve kalkıp giderler.

Birkaç dublajımızda geçen etliekmek konusuna gelecek olursak şunları söyleyebiliriz:

Etliekmek denince Konya akla gelir ve etliekmek burada yenir. Konya' ya has diğer bir yemek fırın kebabıdır.

Bir kişinin Konyalı olup olmadığını "yolun ortasından yürümesinden" ve "etliekmek" deyişinden anlayabilirsiniz. Çünkü Konyalılar hızlıca "i" siz : "Etlekmek" derler.

Her mahallede mutlaka en az birkaç etliekmek fırını bulunur. Bu fırındaki ustanın gerçek usta olduğunu anlamak için etliekmeğin uzunluğuna bakılır. Genelde 1.65, 1.72 m. veya 1.80 m.'ye kadar "sündürülür" ve adam boyunda etliekmeğe sahip olursunuz. Eğer içi cıvık değilse "domatisi bi yanda biberi bi yanda hesabından mundar etmiş etliekmeği şo yanna atıvırmış" diyaloguna nail olursunuz. Çünkü etliekmeğin içi birbirini tutamaz ve dağılır.

İşlek Etliekmek fırınlarında genelde dört kişi olur. Birisi(Usta) etliekmeği uzatır fırına sürer, birisi etliekmek hamurunu açarak içini koyar ve parmaklarıyla hamura yapıştırır. Bu kişiye tırnakçı denir. Diğeri ise etliekmeği kesip tepsiye koyar ve "abi afiyet ossun" der.

Etliekmeğin bir çeşidi de "bıçak arası"dır. Bunun özelliği etliekmek içine koyulacak etin et makinasında çekilmek yerine bıçakla kıyma haline getirilmesidir.

Konyalıların çarşı böreği dediği "Mevlana" ise peynir veya patates gibi malzemelerden içi hazırlanarak yapılan bir börek çeşididir.

Bir kişi genelde "bir buçuk"luk porsiyondan oluşan etliekmek veya Mevlana yer.

Hatta bazı emekli amcalar veya esnafların haftada bir gün etliekmek günü vardır.

Bu anlattıklarımız Konyalıların neden %70'inin kalp hastalığı riski taşıdığını gayet iyi açıklar. (Bakınız: Velespit-Bisiklet ve Parti Parti dublajına)

Bizim Oğlan dublajında geçen "Yine Ibrıkçılığın Üstünde" kelimesinin anlamı:

Eskiden şehirlerde şebeke suyu yokken şehir tuvaletlerinin dış duvarında suyla dolu 10-15 ibrik sıralanırmış. Tuvalete gelen ibriği alır içeriye girer işi bitince ibriği dışarıya getirirmiş.

Yine bir gün üzerine fazla sıkışan birisi hızla tuvalete koşarak gelir. İbriklerden birini kaparak içeriye yönelir. O sırada orada bekleyen adam, "onu koy, şu beşinci ibriği al!,, der. O da öyle yapar ama bir mana veremez. İçeride düşünür acaba öbür ibriğin suyu değişik miydi neden bunu aldırdı. Çözemez dışarı çıkınca sorar: "Neden o ibriği bırak şu beşinciyi al! Dedin!?,, O da "kardeşim biz burada neciyiz, bırak o kadar hava da bizde olsun?,, der. Görevi olmadığı halde burnunu sokan, kendi arasında gelin-güvey olan, kraldan çok kralcı olanlara "Ibrıkçı" denilebilir.

Bizim Oğlan dublajında geçen "Kendi Vetetine" kelimesinin anlamı: Kendi kafasına göre, başına buyruk demektir.

Yine Bizim Oğlan'da geçen Kubuz(gubuz) ukala, ekabir, kendini beğenmiş anlamında kullanılmaktadır.

Dolmuşçu dublajımızdaki "Akyokuş' ta mimlendi artık araba. Orda görüldükten sonra, millet bi daha bu arabaya biner mi sanıyon sen" deki Akyokuş' un anlamı:

Akyokuş, Konya'nın güneyinde bulunan Beyşehir yolu üzerinde ve şehir manzarasının en güzel göründüğü yerlerden biridir. Eskiden burası karanlık, manzaralı ve sakin olduğu için arabalarının içinde içmeye gelenler olurdu. Burada duraklayanlara hoş bakılmazdı. Olurdu diyoruz çünkü, Akyokuş ıslah edilip tertemiz restoran yapıldı. Bu dublajımızdaki Akyokuş, eski "içmece"lerin yani içki içenlerin bulunduğu zamanı anlatmaktadır.

Pilav Dönüşü ve Karın Ağrısı dublajlarımızda geçen "Kemerli", Konya'nın ticaret merkezlerinin bulunduğu bölgede yer alan bir iş merkezidir. Bu bölgede başlıca Büyükşehir Belediyesi, Ticaret Odası, Maliye ile Yapıcı, Hazım Uluşahin, Adalhan ve Kombassan İş Merkezi yer alır. İçlerinde Kemerli Çarşı'nın da bulunduğu dördüz bloklardan oluşan iş merkezlerinin adları Demirci, Nüve ve Kemerli'dir. Bu iş merkezleri 8 kattan oluşur. Genellikle bu iş merkezlerinin zemin ve bodrum katında ucuz fiyata giyim, ayakkabı, çanta türü ürünler satılır. Fiyatlar düşük olduğu için müşterisi çoktur. Buradan alışveriş yapanlar genellikle anlatırlarken Kemerli ve Demirci ismini kullanırlar. Karın Ağrısı dublajımızda olduğu gibi "Kemerli'den aldım" derler.

Dublajlarımızda geçen diğer bir mekan adı da Hacıveyis. Bizim Oğlan dublajımızda "Hacıveyis'in orda bi takım işlerim var. Altgeçitin orda var ya" diyalogundaki "Hacıveyis" Konya'nın en büyük camilerinden birinin adıdır. Caminin ismi, Konya'nın yakın tarihinde yaşamış, sözleriyle eylemleri bir olan büyük zat Hacıveyis zade Mustafa Kurucu Hocaefendi'den gelmektedir. Altgeçit ise bu caminin önüne 2003 yazında belediye tarafından yapılan yaya altgeçitini anlatmaktadır. Bu alt geçitle cami, Kemerli Çarşı ve belediyenin karşısında yer alır.

Belki bilmeyenler olabilir. Velespit'in anlamı bisiklet'tir. Konya dümdüz olduğu için bisiklet ve motosiklet bolluğu vardır. Hatta bazı rivayetlere göre "Çin'den sonra en fazla bisiklet Konya'da bulunur" diye bir laf vardır.

15. Dublajımız "Tahtasız"da "Geçen Sille'ye pikniğe gittiğimizde de aynı şiyi yaptın" diyalogundaki "Sille" Konya' nın en eski yerleşim birimlerinden biridir.

Yine Tahtasız dublajında geçen "Polis hak bayram sanır" diyalogundaki "hak bayram sanmak" ; bir şey var sanmak, yüz veren var, açık kapı bırakan var sanır anlamında kullanılır.
 
Alıntı:aktüel.net
















 
SAAT
 
Reklam
 
Haber Hattı
 
 
 

 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=